Pazar günü Yeni Parti İl Kongresi yapıldı. Kongrenin daha çok formalite niteliğinde olacağı düşünüldüğünden, delegeler dışında katılım oldukça sınırlı kaldı.

Üstelik delegelerin de önemli bir bölümü kongreye katılmadı. 600'ün üzerinde delegesi bulunan partide yalnızca 406 delege oy kullandı ve Talat Yalaz'ı onayladı. Yaklaşık 200 delegenin neden kongreye katılmadığı ise üzerinde durulması gereken bir konu.

Bir hafta önce yapılan üye bazlı ön seçimde Talat Yalaz, tek aday olarak üyelerin yüzde 70'inin oyuyla il başkanlığına seçilmişti. Madem böyle bir yöntem benimsendi, keşke il yönetimleri ve kurultay delegeleri de çarşaf listeyle belirlenseydi. Böylece kongrenin son aşamasına gelindiğinde delegeler de tercihlerini daha özgürce yapabilir, yönetimi gönül rahatlığıyla onaylayabilirdi.

Talat Yalaz, yaklaşık 100 kişinin yönetime girmek istediğini ancak bunlardan yalnızca 28'ini listeye yazabildiğini söyledi. Yönetim listesine bakıldığında ana gövdenin daha önce kendi yönetimlerinde görev yapan isimlerden oluştuğu görülüyor. Rahim Çınar'ın ekibinden de bazı isimlere yer verilmiş.

Talat Yalaz, oluşturduğu yönetimin bugüne kadarki en iyi il yönetimi olduğunu iddia etti. Açıkçası bu değerlendirmeyi geçmiş dönem il başkanlarına ve yönetimlerine karşı haksızlık olarak görüyorum. Bir yönetimin ne kadar başarılı olduğu, göreve başlamadan yapılan açıklamalarla değil, ortaya koyacağı çalışmalarla anlaşılır. Önümüzdeki süreç, Talat Yalaz'ın bu iddiasının ne kadar gerçekçi olduğunu gösterecek.

Kongrede dikkatimi çeken en önemli konulardan biri de delegelere söz hakkı verilmemesiydi. Protokol konuşmaları dışında kimse kürsüye çıkarılmadı. Zaman darlığı gerekçe gösterilerek delegelerin konuşmasına izin verilmedi. Talat Yalaz, ilerleyen süreçte danışma kurulları düzenleyeceğini ve delegelerin görüşlerini orada dile getirebileceğini söyledi. Ancak kongre, delegelerin yalnızca oy kullandığı bir toplantı olmamalıydı. Parti içi meselelerin konuşulacağı, eleştirilerin ve önerilerin dile getirileceği asıl yerlerden biri de kongre salonudur.

Delegelerin dile getiremediklerini ise İbrahim Arslan kürsüden söyledi. İbrahim Arslan, adeta "Kral çıplak" diyerek parti içindeki seçim yöntemini açıkça eleştirdi.

Özellikle blok liste uygulamasına karşı çıktı. Yalnızca başkanların üyeler tarafından seçilmesini, buna karşılık yönetimlerin tek adam anlayışını hatırlatan bir yöntemle başkanlar tarafından belirlenmesini eleştirdi. Delegelerin işlevsiz hâle getirilmesinin kongreye katılımı da olumsuz etkilediğini ifade etti.

İbrahim Arslan'ın konuşması sırasında salondan tek tük tepkiler yükseldi. Ancak konuşmasının sonunda aldığı yoğun alkış da dikkat çekiciydi. Bu alkışların, kongrede söz hakkı bulamayan bazı delegelerin düşüncelerini yansıttığını düşünüyorum.

Oylama aşamasına gelindiğinde ortaya çıkan tablo da ayrıca değerlendirilmelidir. Yaklaşık 200 delege sandığa gitmedi. Bu delegelerin tamamının yönetime karşı olduğunu söylemek doğru olmaz. Ancak katılmama nedenlerinin araştırılması gerektiği de ortada. Sonuçta 406 delegenin oyuyla Talat Yalaz ve yönetimi onaylandı.

Bütün eksikliklerine rağmen kongreler süreci demokratik yöntemlerle tamamlandı. Şimdi sırada genel başkanın üyelerin oylarıyla belirlenmesi var.

Benim beklentim, bu demokratik katılımın yalnızca genel başkan seçimiyle sınırlı kalmaması. Umarım son aşamada Parti Meclisi üyeleri de doğrudan üyelerin oylarıyla seçilir. Çünkü üyelerin başkanı seçebildiği bir yapıda, yönetim kadrolarını belirleme hakkının da yine üyelere ait olması gerektiğini düşünüyorum.