Gazeteci Ezgi Can Erhun şu ifadeleri kullandı;

"Kadınların hayatlarına baktığımızda birbirinden farklı hikâyeler görüyoruz.

Bir kadın işyerinde düşük ücret ve güvencesizlikle mücadele ediyor. Bir başka kadın evde yıllardır karşılıksız bıraktığı bakım emeğinin yükünü taşıyor. Bir genç kadın geleceksizlik ve barınma sorunuyla karşı karşıya. Bir başka kadın şiddetten uzaklaşmaya, kendi hayatını yeniden kurmaya çalışıyor.

Kimi doğasını, mahallesini, yaşam alanını savunuyor; kimi eğitim, sağlık, laiklik ve eşit yurttaşlık hakkı için mücadele ediyor.

Sorunlarımız farklı görünebilir. Ama kadınların hayatına biraz daha yakından baktığımızda bu sorunların birbirinden kopuk olmadığını görüyoruz.

Çünkü kadınların yaşadığı eşitsizlik yalnızca evde, yalnızca işyerinde ya da yalnızca sokakta üretilmiyor. Kadınların emeğini görünmezleştiren, bakım yükünü kadınların omuzlarına bırakan, ekonomik bağımsızlığını zorlaştıran, şiddet karşısında kadınları yalnız bırakan ve kamusal yaşamdan dışlayan anlayışlar birbirini tamamlıyor.

Tam da bu nedenle kadınların mücadelesini de birbirinden ayırmamak gerekiyor.

Bir kadın işyerinde sendikal hakları için mücadele ettiğinde, yalnızca ücretini savunmuyor. Ekonomik bağımsızlığını ve kendi hayatı üzerinde söz sahibi olma hakkını savunuyor.

Bir kadın kamusal kreş talep ettiğinde yalnızca çocuğunun bakımını düşünmüyor; bakım emeğinin toplumsallaşmasını ve kadınların çalışma hakkını savunuyor.

Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri olan kadınların birleşik mücadelesinin gücü de buradan geliyor

Kadın hareketinin geçmişi bunun mümkün olduğunu gösteriyor.

Bugün yapılması gereken, bu birikimi birbirinden ayrı mücadele alanları olarak görmek yerine ortaklaştırabilmek.

Çünkü ortak bir hedef etrafında buluştuğumuzda farklı deneyimlerimiz mücadeleyi zenginleştirebilir.

Kadınlar ortak bir zeminde buluşabildiğinde, geleceği yalnızca bekleyen değil, geleceğin nasıl olacağını birlikte tartışan ve kuran bir kadın hareketi mümkün olabilir.

Yan yana. Birbirimizin sesini çoğaltarak"