21 Mayıs 2026'da Cumhuriyet Halk Partisi'nin 38. Kurultayı'na ilişkin İstinaf Mahkemesi tarafından mutlak butlan kararı verildi.
Böylece tarihimizde daha önce görülmemiş bir mahkeme kararıyla karşı karşıya kalındı. İstinafa taşınmadan önce başka bir mahkeme tarafından kabul edilmeyen bu karar, istinaf aşamasında kabul edildi. Karar tedbirli olarak verildiği için 2023 yılına dönüldü, Özgür Özel'in seçildiği kurultay yok sayıldı ve parti Kemal Kılıçdaroğlu'na teslim edildi.
Cumhurbaşkanlığı seçimi kaybedildiğinde Kemal Kılıçdaroğlu'nun istifa ederek partinin önünü açması gerekiyordu. Ancak bunu yapmadı. Kurultayda yeniden genel başkanlığa aday oldu. On üç yıldır seçim kazanılamamışsa partinin önünün açılması gerekmez miydi? Özgür Özel ve arkadaşları, Kemal Kılıçdaroğlu'nun en yakınındaki ekipte yer alıyordu. Onlar da aday olunca seçimi Özgür Özel kazandı. Kemal Kılıçdaroğlu ise arkadan hançerlendiği düşüncesine kapıldı ve yeni seçilen yönetime karşı olumsuz duygular beslemeye başladı. Duygusal açıdan bakıldığında haklı görülebilir ancak çekilmeyi de bilmesi gerekiyordu.
Özgür Özel'in genel başkanlığında CHP, yüzde 30'un üzerine çıkan bir ivme yakaladı. AK Parti ise bu yükselişi durduramayacağını anladı. Önce belediyeler hedef alındı. Şu anda yargı süreçleri devam ediyor ve henüz kesinleşmiş bir suç ortaya konulabilmiş değil. Belediye başkanları, bürokratlar ve hatta şoförler uzun süredir tutuklu bulunuyor. Mutlak butlan kararıyla birlikte CHP'nin yükselişinin de sekteye uğratılmaya çalışıldığı düşünülüyor. Muhtemelen yeni bir parti üzerinden yol alınacak. Ancak bu durum, oranı ne olursa olsun muhalefetin oylarını etkileyecek ve Cumhur İttifakı'nın önünü açacaktır.
Mutlak butlan kararını destekleyenler, oluşturdukları MYK ile yetkilerinin ne ölçüde geçerli olduğu tartışmalı olmasına rağmen milletvekillerini ve il başkanlarını ihraç etmeye yöneldi. Bir de "tedbirli karar" kavramı var. Karar kesinleşmiş gibi işlem yapılıyor. Oysa ne mutlak butlan kararı ne de parti içi disiplin kararları kesinleşmiş durumda.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun yakın çalışma arkadaşlarına ve onları destekleyenlere bakıldığında, genellikle Özgür Özel yönetimiyle ters düşmüş ve yeni yönetimde kendilerine yer bulamamış kişilerin ağırlıkta olduğu görülüyor. Parti içinde sorunlar olabilir ancak bunların parti içinde çözülmesi gerekir. İptal edilen kurultayda oyların para veya çeşitli vaatlerle satın alındığı iddia ediliyor. Bu konu oldukça tartışmalıdır. Sadece "Verdim, aldım" demek yeterli midir? Bunun kanıtlanması gerekir. Ayrıca bu tür oy isteme yöntemleri geçmişte de kullanılmıştır. Eğer bu gerekçeyle seçim iptal edilecekse, seçim dönemlerinde dağıtılan hediye paketleri veya kömür yardımları da aynı kapsamda değerlendirilmelidir. Bu durumda tüm seçimlerin iptal edilmesi gerekir.
Yüksek Seçim Kurulu kararlarının kesin olduğu belirtilmektedir. Ancak mahkeme, bu karara rağmen seçim sonucunu geçersiz sayan bir karar vermiştir. Referandumda sistem değişmiş ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçilmişti. Mühürsüz oylar geçerli kabul edilmiş, Yüksek Seçim Kurulu'nun kararı doğrultusunda "Atı alan Üsküdar'ı geçti" değerlendirmesi yapılmıştı. Mutlak butlan kararında ise atı alan Üsküdar'ı geçmiş olmasına rağmen geri döndürülmüş gibi bir durum ortaya çıkmaktadır.
Kemal Kılıçdaroğlu, kendisine karşı olan milletvekillerini ve il başkanlarını görevden almaya veya partiden ihraç etmeye başladı. Şu anda parti üyeleri nezdinde desteğinin oldukça düşük olduğu açıkça görülüyor. Eğer yeni bir parti kurulursa, Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP'si hangi üyelerle çalışacaktır? Sıfırdan bir örgütlenme sürecine ihtiyaç duyulacaktır. Üstelik seçime de çok az zaman kalmıştır. Zayıf bir CHP, Cumhur İttifakı'nın tam da istediği bir tablo olacaktır.
Özgür Özel ve ekibinin kuracağı düşünülen parti ana muhalefet konumuna gelebilir. Ancak bu partinin, Özgür Özel liderliğindeki CHP'nin ulaştığı yüzde 40 seviyelerine çıkması kolay görünmüyor. Daha önce yapılan hatalarla iktidarın yolu açılmıştı. Şimdi de seçim yaklaşırken yeni hatalarla benzer bir sonuca doğru gidiliyor.
İki taraf da önyargılı davranmasaydı ve iyi niyetli yaklaşabilseydi, olaylar belki de bu noktaya gelmeyebilirdi. Madem mahkemeden böyle bir karar çıktı, Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel bir uzlaşı sağlayabilirdi. Özgür Özel grup başkanı olarak partiyi ve Meclis grubunu yönetmeye devam eder, Kemal Kılıçdaroğlu ise geçici genel başkan olarak görev yapabilirdi. Mahkeme sürecinin sonucuna göre de kurultaya gidilirdi.
Ancak özellikle Kemal Kılıçdaroğlu tarafının, kızgınlık duyduğu kişileri parti dışına itme eğiliminde olduğu görülüyor. "Aklanıp gelsinler" denilerek, bu kişilerin suçlu olduğu peşinen kabul ediliyor. Böylece kendilerini mahkemenin yerine koyarak hüküm vermiş oluyorlar.