Annem bugün evin bahçesindeki beton zeminde takılıp düşmüş. “Bileğim acıyor” diyordu. Gözünde de belirgin bir morluk ve şişlik vardı. Durum böyle olunca Eskişehir Şehir Hastanesi’nin acil servisinin yolunu tuttuk.

Saat 21.30’da acil servise giriş yaptık.

Kısa bir bekleyişin ardından triaj odasına girdik. İlk değerlendirme yapıldıktan sonra hasta kaydını yaptırıp sarı alana geçebileceğimiz söylendi. Saat 21.39’da kaydımız tamamlandı ve sarı alanın önünde beklemeye başladık.

Beklerken acil servisin nasıl işlediğini de yakından görme fırsatım oldu.

Adli vaka kapsamında getirilenler oldu, önümüze geçtiler. 65 yaş üstü vatandaşlar geldi, önümüze geçtiler. Engelli vatandaşlar geldi, önümüze geçtiler.

Hepsine saygımız sonsuz. Öncelik hakkı olan insanların öncelikli olarak değerlendirilmesine söyleyecek sözümüz yok.

Ancak acil serviste bekleyen insanların neredeyse tamamı zaten hasta. Kiminin bir yeri ağrıyor, kimi yakını için endişeleniyor. Dolayısıyla sinirler gergin. Bekleme süresi uzadıkça gerginlik de artıyor.

Benim dikkatimi çeken konulardan biri buydu. Sağlık çalışanlarıyla tartışmaya hazır gibi görünen insanların sayısı az değildi. Sessizce ve sakin biçimde sırasını bekleyenlerin sayısı ise neredeyse yok denilecek kadar azdı.

O gece bir kez daha anladım ki sağlık çalışanı olmak gerçekten çok zor.

Bir tarafta ağrısı olan hasta, diğer tarafta endişeli hasta yakını, öbür tarafta sürekli büyüyen sıra. Bütün bunların ortasında işini yapmaya çalışan sağlık çalışanları var.

Allah yardımcıları olsun.

Bizim bekleyişimiz ise devam ediyordu.

Gördüğüm kadarıyla acil servisin sarı alanında tek doktor görev yapıyordu. Doğal olarak süreç oldukça yavaş ilerliyordu. Orada konuştuğumuz kişiler, Eskişehir Şehir Hastanesi Acil Servisi’ndeki işleyişin Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Yunus Emre Devlet Hastanesi acil servislerine göre yine de daha hızlı olduğunu söylediler.

Bunun altını özellikle çizmek istiyorum: Ben diğer hastanelerdeki durumu o gece gözümle görmedim. Bana söyleneni aktarıyorum.

Saat ilerledi.

Sonunda ekrandaki isimlerin arasında annemin adı yandı.

Hasta kaydımızın yapılmasının üzerinden tam 71 dakika geçmişti.

İçeri girdik. Doktor muayenesinin ardından röntgen ve ultrason çekilmesi, sonrasında da müdahale odasına geçmemiz söylendi.

Bu defa röntgen sırasına girdik.

Röntgen tamamlandı.

Ardından ultrason sırasını beklemeye başladık.

Ultrason da tamamlandı.

“Herhalde artık bitti” diye düşünürken bu kez müdahale odasının sırasını beklemeye başladık.

Müdahale odasındaki işlemler tamamlandıktan sonra yeniden sarı alandaki doktorumuza gitmemiz gerektiği söylendi.

Bir bekleyiş daha başladı.

Sonunda doktorumuza ulaştık ancak bu kez ultrason sonucunun henüz çıkmadığını öğrendik. Sonucun çıkmasını beklememiz gerekiyordu.

Biz de hastane kantinine geçtik.

Yaklaşık bir saat boyunca ultrason sonucunun çıkmasını bekledik.

Derken telefon çaldı.

“Sonucunuz çıktı, gelebilirsiniz.”

Tekrar doktorun yanına gittik ve nihayet durum netleşti. Annemin bileğinde çatlak olduğu söylendi. Gözündeki şişlik ve morlukla ilgili ise olumsuz bir bulguya rastlanmadığını öğrendik.

İlaçlarımız yazıldı ve artık eve gidebileceğimiz söylendi.

Saat 21.30’da kapısından girdiğimiz Eskişehir Şehir Hastanesi Acil Servisi’nden saat 00.45’te çıktık.

Toplam 3 saat 15 dakika.

Bu süre boyunca triaj bekledik, doktor bekledik, röntgen bekledik, ultrason bekledik, müdahale odasını bekledik, tekrar doktor bekledik ve son olarak ultrason sonucunu bekledik.

Ama madalyonun bir de diğer yüzü var.

Bu işlemlerin tamamı için cebimizden tek kuruş çıkmadı. Annemin muayenesi yapıldı, röntgeni ve ultrasonu çekildi, müdahalesi gerçekleştirildi, sonuçları değerlendirildi ve reçetesi yazıldı.

Sorun sağlık çalışanlarının çalışmaması değil. Benim o gece gördüğüm tablo tam tersiydi. Sorun, yoğunluğun mevcut kapasiteyi zorlamasıydı.

Özellikle sarı alanda tek doktorla bu kadar yoğun bir hasta trafiğinin karşılanmaya çalışılması ister istemez bekleme sürelerini uzatıyor. Bekleme uzadıkça hastaların ve hasta yakınlarının gerginliği artıyor. Bu gerginliğin karşısında kalanlar da yine sağlık çalışanları oluyor.

Bu nedenle acil servislerdeki doktor sayısının, özellikle yoğun saatler dikkate alınarak artırılması gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü önümüzde bir de kış var.

Soğuklar başladığında, mevsimsel hastalıklar yaygınlaştığında ve acil servislere başvuranların sayısı daha da arttığında bugün yaşanan yoğunluk çok daha ciddi bir sorun haline gelebilir.

O gece hastaneden annemin bileğinde bir çatlak olduğunu öğrenerek çıktık. Ben ise başka bir şeyi daha görerek çıktım. Acil serviste yalnızca hastaların değil, sağlık çalışanlarının da dayanıklılığı sınanıyor.

Allah acil servislerde çalışan herkesin yardımcısı olsun. Sağlık çalışanlarına özellikle mental sağlık ve sabır diliyorum.

Bugün 3 saat 15 dakikada tamamlanan süreç, yarın yoğunluk daha da arttığında kaç saat sürer bilmiyorum.

Doktor sayısının ve acil servis kapasitesinin artırılması için kış gelmeden tedbir alınmasında fayda var.

Benden söylemesi.