YKS yerleştirme sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte binlerce genç için yeni bir dönem başlıyor.
İç Mimarlık ya da İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı bölümlerine yerleşen öğrenciler de artık bambaşka bir dünyanın kapısını aralıyor.
Öncelikle şunu söylemek isterim: İç mimarlık yalnızca güzel mekânlar tasarlamak değildir. İnsanların yaşadığı, çalıştığı, dinlendiği alanları anlamak; ihtiyaçları doğru belirlemek ve estetik ile işlevselliği bir araya getirmektir. Bu nedenle üniversite yıllarında sadece derslere ve notlara odaklanmayın.
Bol bol gezin. Tarihi yapıları, müzeleri, otelleri, restoranları, mağazaları ve kamusal alanları inceleyin. Bir mekâna girdiğinizde yalnızca “Güzel olmuş” demek yerine neden güzel olduğunu sorgulayın. Işık nereden geliyor, kullanılan malzeme nedir, renkler nasıl seçilmiş, mobilyaların ölçüleri doğru mu, insan o mekânda kendisini nasıl hissediyor? Bu soruları sormayı alışkanlık haline getirin.
Çizim yapmaktan korkmayın. İlk eskizleriniz mükemmel olmayabilir. Zaten olmak zorunda da değil. El çiziminizi geliştirirken meslekte kullanılan dijital tasarım ve modelleme programlarını da öğrenin. Ancak program kullanmayı tasarım yapabilmekle karıştırmayın. Bilgisayar sizin aracınızdır; fikri üreten sizsiniz.
Malzemeyi tanımaya özellikle önem verin. Ahşaba dokunun, taşın özelliklerini öğrenin, kumaşı inceleyin, üretim süreçlerini görün. Şantiyeye gitmekten çekinmeyin. Çünkü ekranda kusursuz görünen bir tasarımın gerçek hayatta nasıl uygulanacağını bilmek mesleğin en önemli parçalarından biridir.
Ve mümkün olduğunca erken bir portfolyo oluşturmaya başlayın. Yaptığınız eskizleri, projeleri ve tasarım denemelerini saklayın. Dört yılın sonunda elinizde yalnızca bir diploma değil, sizi ve tasarım anlayışınızı anlatan güçlü bir çalışma arşivi olsun.
İç mimarlık merak isteyen bir meslek. Üniversite size yolu gösterecek; o yolu ne kadar zenginleştireceğiniz ise sizin elinizde.