Elbette tescilli Eskişehir simidi çok büyük bir lezzete sahip. Eskişehir’de yaşayanların, bu şehrin kültürünü bilenlerin simide verdiği değeri ayrıca anlatmaya gerek bile yok.
Eskişehir simidi gerçekten Türkiye’nin en lezzetli simidi mi? Bilmiyoruz. Çünkü ortada bunu ortaya koyan bir araştırma yok.
Yaklaşık bir haftadır bu konuyla ilgili yapılan paylaşımları ve yayımlanan haberleri takip ediyorum. Araştırmanın kaynağı olarak gösterilen TÜRKPATENT’in böyle bir araştırmasına rastlayamadım. Türkiye’nin tescilli simitlerinin lezzet açısından karşılaştırıldığı, 10 farklı kritere göre puanlandığı ve Eskişehir simidinin 91 puanla Türkiye birincisi ilan edildiği bir TÜRKPATENT araştırması yok.
Peki bütün Türkiye’nin konuşmaya başladığı bu hikâye nasıl ortaya çıktı? İşin ilginç tarafı da tam olarak burada başlıyor.
İlk olarak 2 Ağustos tarihinde Eskişehir merkezli, yüksek takipçili bir sosyal medya hesabında şu paylaşım yapıldı:
“Yapılan bir araştırmaya göre Eskişehir'in tarihi simidi Türkiye'nin en lezzetli simidi olarak seçildi. Afiyetler dileriz.”
Paylaşımda araştırmanın kim tarafından yapıldığı yoktu. Araştırmanın nerede yayımlandığı yoktu. Hangi yöntemle yapıldığı yoktu. Kaç kişinin katıldığı yoktu. Hangi simitlerin karşılaştırıldığı yoktu. Puanlamanın nasıl gerçekleştirildiği yoktu.
Sadece “yapılan bir araştırmaya göre” deniliyordu. Sonra iş büyüdü.
Milyonlarca takipçisi bulunan sosyal medya hesapları devreye girmeye başladı. Bu kez ortada sadece “Eskişehir simidi birinci seçildi” iddiası yoktu. Puanlar, sıralamalar ve kriterler de ortaya çıkmıştı.
Paylaşımlarda Türkiye’nin tescilli yöresel simitlerinin 10 farklı kritere göre değerlendirildiği ileri sürülüyor, Eskişehir simidine 91 puan veriliyordu. Antakya simidi 90 puanla ikinci, İzmir gevreği 89,5 puanla üçüncü gösteriliyordu. Ankara ve İstanbul simitlerine 88, İzmit simidine 87,5, Samsun simidine 85,5, Rize’nin kel simidine ise 85 puan veriliyordu.
Rakamlar vardı. Sıralama vardı. Kriter olduğu söyleniyordu. Bir tek araştırmanın kendisi yoktu.
Fakat sosyal medyada bazen bir iddiayı gerçekmiş gibi göstermek için kaynağa ihtiyaç duyulmuyor. Yeterince fazla hesap aynı şeyi yazdığında, iddia bir süre sonra kendi kaynağını oluşturuyor.
Bir hesap diğerinden görüyor. Diğeri bir başkasından alıyor. Birkaç büyük hesap paylaşınca insanlar bunun doğru olduğunu düşünüyor. Ardından haber siteleri devreye giriyor. Nitekim öyle de oldu.
Konu kısa süre içerisinde yerel ve ulusal basına taşındı. Haberler yayımlandıkça iddia daha ciddi bir görüntü kazanmaya başladı. Bazı haberlerde araştırmaya dayanak oluşturmak amacıyla “TÜRKPATENT coğrafi işaret tescilleri referans alınarak gerçekleştirilen inceleme” benzeri ifadeler kullanılmaya başlandı.
İşte burada durmak gerekiyor. Çünkü bir ürünün TÜRKPATENT tarafından coğrafi işaretle tescillenmiş olması başka şeydir, TÜRKPATENT’in o ürünleri karşılaştırarak “Türkiye’nin en lezzetlisi” şeklinde sıralaması bambaşka bir şeydir.
Tescil var. Eskişehir simidinin kendine özgü özellikleri var. Ama söz konusu sıralamayı ortaya koyan araştırma nerede? Ben bulamadım.
Yaklaşık bir haftadır yaşananları takip ederken karşıma çıkan tablo aslında simitten çok daha önemli bir meseleyi gösterdi. Sosyal medyanın medya üzerindeki etkisini.
Bir kişi kuyuya bir taş attı, ardından yüksek takipçili onlarca hesap o kuyunun başına toplandı. Fakat çok az kişi dönüp “Bu taş nereden geldi?” diye sordu.
Daha sonra bir baktık, haber ajansları da kendi şehirleri üzerinden haberler hazırlamaya başlamış.
Çünkü konu son derece cazip. Eskişehir simidi Türkiye birincisi. Antakya ikinci. İzmir üçüncü. Ankara mı daha lezzetli, İstanbul mu?
Başlık hazır, şehirler arası rekabet hazır, sosyal medya tartışması hazır. Her şehir kendi ürününü savunacak. Yorum gelecek, paylaşım gelecek, erişim gelecek.
Ama gazeteciliğin en temel sorusu geride kalacak. Kaynak nerede? Aslında simidi böyle bir yarışa sokmaya da gerek yok. Simit işi biraz da kültür işidir. Çocukluk işidir. Alışkanlık işidir. Sabah işe giderken uğradığınız fırının kokusudur. Çayın yanında yıllardır alıştığınız tattır.
Eskişehirli için Eskişehir simidi dünyanın en güzel simidi olabilir. Ankaralı Ankara simidini bırakmaz. İzmirli için gevreğin yeri ayrıdır. Samsunlu kendi simidini, Antakyalı kendi simidini savunur. Bunun bilimsel bir karşılığı olmak zorunda da değil.
Benim burada tartışmaya açmak istediğim konu Eskişehir simidinin lezzeti değil.
Medyamızın sosyal medyanın etkisi altında ne kadar kolay kalabildiği.
Sosyal medyada yüksek takipçili bir hesabın yazdığı cümle, ne zamandan beri haber kaynağı oldu?
Bir paylaşımın binlerce kez beğenilmesi onu doğru yapar mı?
Aynı bilgiyi milyonlarca takipçisi bulunan 40 hesap paylaşırsa, ortada gerçekten bir araştırma varmış gibi mi davranacağız?
Gazeteciliğin tam da burada sosyal medyadan ayrılması gerekiyor.
Çünkü bizim mesleğimizde eski ama eskimeyen bir kural var:
5N1K. Kim? Ne? Nerede? Ne zaman? Nasıl? Neden?
Bu olayda bu soruları sormaya başladığınız anda sistem çökmeye başlıyor.
Araştırmayı kim yaptı? Belli değil. Nerede yayımlandı? Belli değil. Ne zaman gerçekleştirildi? Belli değil. Nasıl yapıldı? Belli değil. Hangi 10 kriter kullanıldı? Belli değil. 91 puan nasıl hesaplandı? Belli değil. Jüride kimler vardı? Belli değil. Kaç kişi değerlendirme yaptı? Belli değil. Peki elimizde ne kalıyor? Sosyal medya paylaşımları.
Bir haftadır bu haberin yayılmasını izlerken biz mi ne yaptık. Ne Gzt26.com ne de Net26.com.tr olarak bu haberi yayımlamadık.
Bunun nedeni Eskişehir simidinin lezzetine inanmamamız değil. Tam tersine, Eskişehir simidi bu şehrin önemli değerlerinden biri. Nedeni çok daha basit. Biz 5N1K kuralını uyguluyoruz.
Haberi hazırlayabilmemiz için önce karşımızdaki bilginin kaynağını bulmamız gerekiyor. Bu olayda ise 5N1K'nın temel sorularının büyük bölümü cevapsız kalıyordu. Araştırmanın kendisine ulaşılamıyordu. Dolayısıyla yayımlamadık.
Bu olay belki birkaç gün sonra unutulacak. Sosyal medyanın gündemine başka bir konu gelecek. Yeni listeler hazırlanacak, yeni şehirler yarıştırılacak, yeni “Türkiye’nin en iyisi” başlıkları göreceğiz.
Ama gazetecilik açısından burada unutulmaması gereken küçük fakat önemli bir ders var.
Sosyal medya bize gündemi gösterebilir. Ama sosyal medya bizim kaynağımızın yerine geçemez.
Bir bilgi binlerce hesap tarafından paylaşılabilir. Milyonlarca kişiye ulaşabilir. Ulusal sitelere taşınabilir. Hatta haber ajanslarının bültenlerine kadar girebilir.
Yine de yanlış olabilir. Çünkü gazetecilikte doğruluğun ölçüsü kaç kişinin paylaştığı değildir. Kaynağın olup olmadığıdır. Eskişehir simidi lezzetli mi? Hem de çok. Türkiye’nin en lezzetli simidi mi? Belki bize göre öyle.
Ama bunu kanıtlayan bir araştırma ortaya çıkana kadar, “Türkiye’nin en lezzetli simidi bilimsel olarak Eskişehir simidi seçildi” diyemeyiz.
Bazen habercilik, herkesin yazdığını yazmak değildir. Bazen herkes yazarken, “Bir dakika, bunun kaynağı nerede?” diye sorabilmektir.